SEVDİKLERİM

LEYLA'YA
Selam getirmedi selâ getirdi,
Tenha gurbetlere saldığım turna.
Leyla'ya selam söyleyin…
Buruk matemler tutarmış kara geceler ortası,
Kara geceler ortası ağlarmış,
Ak alnıma kara yazı vurmuşlar,
Neyleyim…
Neyleyim aramızda delinesi dağ da yok,
Ben çağı delmedeyim,
Beklesin Leyla'ya selam söyleyin.
Anam bir ağıt tutturmuş, hep öyle ağlar dururmuş.
Gün doğarken ağlanmaz ki, hem ben de ağlamadım.
Birazdan imam gelecek, sağ gözümde yaman vuruyor felek,
Ben anama doyamadım, sanırım anam gelecek.
Bahara sitem söyleyin,
Şu çöken ömrümüze mevsimi matem söyleyin.
Beni böyle yalın yürek saldı kara sevdalara,
Ne bir karış toprak ne bir kaç çiçek,
Kahrımız çökmüş bağlara...
Hoyrat acılarda susmuşum,
Suz-i nak destanlar dökülmüş sehpalara...
Bahara sitem söyleyin,
Bundan böyle bizim ele gelmesin...
Şafağa ecel söyleyin,
Yollar çekse yüreğimi durmaz gelirim…
Tenhalarda dizlerini dövmesin,
Uhrevi sabahlar ayırdım kalan ömrü…
Neyleyim neyleyim yalan ömrü,
Ben bir gelincik soyluyum…
Gamlı sevdalar dokurum geceleri duvarlara,
Nesi var isyankar ağıtlar gibi yarım türküler yaşadıysam,
Kan-u ter yaşadıysam nesi var…
Şafağa ecel söyleyin.
Her sabah güne karşı türkümüzü söylesin.
Vatana kurban söyleyin,
Bana karşı yüzü yok diye eseflenmesin.
Çocuksuz analar gibi taş basarmış yüreğine.
Derdini taşlara yanarmış,
Etmesin "gel kurban"a dayanamaz "gelir" deyin,
Bayramı getirir deyin o uzak diyarlardan,
Birileri kahpelenirmiş dururmuş,
Kan-ı Sultan Süleyman ölür, ölür diye deyin…
Vatana kurban söyleyin...
Mehmed'e beni demeyin.
Attaya gitti deyin siz emanet kuşlar, Mehmed'imi incitmeyin.
Mehmed'e beni demeyin.
Yetim sevgileri ağlatmak olmaz.
Mehmed'i Mehmed'e anlatmak olmaz.
Bir yiğit, bir tevhid, bir avdet deyin O'na. O beni anlar.
Ah Mehmed'im beni duyarsa ağlar.
Bir ışıklı destan ördüm çevrili gurbetlerde,
Dert yanına bağlasın.
Can dökümü mevsimler yıkıldı üstümüze,
Adım yanında kalsın.
Canevimde son cemresşi kıblenin,
Ve sevda bereketi ile geldim sesi…
Ben öyle yaşamaktan kurtulmuş,
"Hoşgeldin" diyerek açtım gönlümü…

"EŞHEDÜENLÂİLAHEİLLALLAH VE EŞHEDÜENNE
MUHAMMEDEN ABDUHU VERASULÜHÜ"

Yendim yendim yendim ölümü…
Bulanık seherlere, bir kutlu ezan gibi asılı kaldım göğe,
Yalnızdım ve yalnızım…
HAK'tan gayrı kimse sesim işitmez.
Kimseye bir şey demeyin, demeyin değmez...
Süleyman Ağa BAYDİLİ
***   

 
Sevgi râyihası kokluyorum bugün,
Gönüllerin bezediği bir gül bağçesinde...
Türlü meyveler, kalb gibi arzolunmuş,
Toprağa düşmenin arefesinde...
Buyurun dostlar, sizin bu düğün:
Şu dünya mahbesinde! 
Bahtiyar olun hepiniz,
‘Bir ömürlük’ nefesinde! …
Aşkı yankılansın hepinizin; 
Kalbden kalbe ulaşan sesinde…
“Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş”; 
Sadânı hoş tut ve ölümsüz ol sen de…
Gündüzün dağdağasında kaybolan dostlar,
Gecenin sükûnetinde kandilce parlıyorlar…
Dostlar ki çok uzakta olsalar da
Güneşsi sevgileriyle hep yanımızdalar! 
Bu muhabbet dünyasında sevmeye bak; 
Seni seven birisi nasılsa var! 
Bu kubbe ki yeryüzünü rahmetle örtmüş,
Yükseldikçe her âh, “Allah“ diye yankılar...
Gönül bu, âhını almağa gelmez,
Rabbi ile arasını ‘perdesiz’ kılar…
Arşın gölgesi altında gölgelenecekler:
Sevgi dolu gönüllere vaad var...
Dostlar! Hayat ateşi bir kez sönse de
Ebedî âlemde sonsuzca parlayacak…
Bu dünya, bir gün son kez dönse de,
Sonsuzluk bize açacak kucak...
O gün gönülleri güzel olanlar,
Bedenlerinin de güzelliğinden “korkacak...”
Onun’çün ey dost, şekilden vaz geç,
Sevgilinin kalbine gönülden bak! 
Yok olucu dünya, mâmur görünüşler,
Kurmasın aşk dolu gönlüne tuzak! …
Hoş tut özünü, hoşluğa yönel,
Bu kubbede yalnız hoş söz kalacak...
Bu söz, “kâlû belâ”dan bizi
Ebedî âleme taşıyacak...
Bir âlem ki orda Allah’ı sevenler ile
Allah için sevişenler yaşayacak...
Mustafa KÜÇÜK

 *** 

HAYAT BİZE MUTLU OLMA ŞANSI VERMEDİ
Hayat bize, mutlu olma şansı vermedi sevgili…
Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık.
Çünkü, dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. 
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı, kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. 
Aslında ne güzel şeydir, insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir, bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. 
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek,
severek, 
sevilerek, 
düşünerek... 
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Yılmaz GÜNEY

***
Üç Dil
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
 
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
 
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
Bedri Rahmi Eyüboğlu

***

Zulmü Alkışlayamam
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?
Mehmet Akif ERSOY
*** 
B U D A L A
Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın, sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor, kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor…
Dostoyevski
***
Deniz Yıldızı
 Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, telaşla denize bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize atmaya çalıştığını fark eder ve "Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?" diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, "Yaşamaları için" yanıtını verince, adama şaşkınlıkla "İyi ama burada binlerce denizyıldızı var, hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları atmanız neyi fark ettirecek ki?" der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi "Bak onun için çok şey fark etti.” karşılığını verir.